KARAR İNCELEMESİ | KİRA ALACAĞININ ÖDENMEMESİNDEN KAYNAKLI TAHLİYE İSTEMİ

Ercan Şirinoğlu


I. Kararın Künyesi ve Karara Konu Olayın Özeti

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E. 2018/15243, K. 2019/513 Karar Tarihi: 07.01.2019

( Bu karar, kararara.com.tr kaynağından alınmıştır.)


Dava kira alacağının ödenmemesinden kaynaklı olarak tahliye istemine ilişkindir. Taraflar arasında 1 yıl süreli kira akdi bulunmakta ve bu husus açısından aralarında herhangi bir itilaf bulunmamaktadır. Davacı tarafın kira alacağından kaynaklı tahliye istemine ilişkin olarak başlatmış olduğu takip, davalının itiraz etmemesi üzerine kesinleşmiştir. Bu takip kesinleştikten sonra davalı tarafça dosyaya ödeme dekontlarına ilişkin olarak yazılı belgeler sunulmuş olup, kira sözleşmesinde bahsedilen kira bedellerinin tamamının ödendiği iddia edilmektedir.


Bilindiği üzere davalı kiracı, takibe konu kira bedellerinin ödendiğini 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 269/c maddesi gereğince noterlikçe resen tanzim veya imzası tasdik edilmiş veya alacaklı tarafından ikrar olunmuş bir belge yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dâhilinde ve usulüne göre bir makbuz veya vesika ile ispat etmeye mecburdur. Ödeme dekontları borcu itfa nedenler olduğundan savunmanın genişletilmesi yasağında sayılmayacağından davanın her aşamasında ileri sürülebildiği gibi, mahkemece nazara alınması zorunludur. Bu sebeple borca ilişkin olarak mahkeme tarafından bilirkişi incelemesi yapılıp ona göre sonuç alınması gerekirken, eksik inceleme yapılarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır diyerek Yargıtay 8.Hukuk Dairesi işbu kararın bozulmasına hükmetmiştir.


II. Tartışılması Gereken Usûlî Sorun veya Sorunlar


İlgili Yargıtay 8. Hukuk Dairesi kararında tartışılması gereken usûlî sorunlar cevap dilekçesinin süresinin geçmesine rağmen davalı kiracının yargılamanın her aşamasında borcu itfa eden nedenler ile borcu söndürebilmesi ve bunun savunmanın genişletilmesi yasağı çerçevesinde sayılıp sayılmayacağının tartışılmasıdır.


III. İlgili Hukukî Dayanaklar ve Dikkate Alınması Gereken İlgili Kanun Hükümleri

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu madde: 269/c, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde: 141


IV. Kararın Kısa Değerlendirmesi


İnsanların sağlıklı, düzenli ve aynı zamanda sosyal bir ortamda yaşamaları ile güvenliklerinin sağlanması ve korunması mevcut gereksinimlerin karşılandığı bir konut içinde bulunmalarına barınmaya ihtiyaç duymalarına bağlıdır. Bu açıdan düşünüldüğünde sosyal devletler tüm vatandaşlarının böyle bir güvenceye sahip olmalarını benimsemişler ve en temel insan haklarından olan Konut-Yaşam hakkını içeren maddelere kendi anayasalarında yer vermişlerdir. Anayasamızda da açıkça belirtildiği üzere Türkiye Cumhuriyet de sosyal bir devlettir. Bu sebeple Konut hakkını Anayasamızın 57. Maddesinde düzenlemektedir. Anayasanın 57. Maddesi konut başlığı altında yaptığı düzenlemede “Devlet şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır ve ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler.” hükmünü getirmiştir.[1] Fakat günümüzde yaşanan en büyük problemlerden biri olan göç hareketleri sonucu kentlerdeki nüfus artışına paralel olarak kentte yaşayan kişilerin konut sahibi olmaları mümkün olamamaktadır. Taşınmazların değerlerinin çok yüksek fiyatlarda olması aynı zamanda devletlerin benimsemiş oldukları liberal ekonomiler özellikle de insanların bu konutları satın almasını zorlaştırmaktadır. Hal böyle olunca en temel insan haklarından olan konut hakkını sağlayabilmek için insanlar kiralık konutlarda yaşamaktadır. Dolayısıyla konut içinde barınma ihtiyacını karşılamak zorunda kalan kişiler kira sözleşmesi ilişkisi içinde başkasına ait bir konutta yaşamlarını sürdürürler. Bu durum hem kiraya veren için ek gelir oluşturmakta hem de sözleşmenin diğer tarafından bulunan kiracı içinde konut hakkını sağlamaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu madde 299 kira sözleşmesini “kiralayanın belli bir şeyin kullanımını zamana bağlı olarak kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kira bedeli ödemeyi borçlandığı sözleşmedir.” olarak tanımlamıştır.[2] Kira sözleşmesi yapmak için tarafların medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmaları gerekir. Sözleşmede kiraya veren taşınmazı belli bir süreliğine kiracının kullanımına sunmayı, kiracı ise belli süre içerisinde bu taşınmazda oturması karşılığında belli bir bedeli kiraya verene ödemeyi kabul ve taahhüt eder. Eğer bu yükümlülük tam ve zamanında yerine getirilmezse kiracı temerrüde düşer ve İcra-İflas Kanunun ilgili maddesinde kiralayana temerrüde düşen kiracının tahliyesini isteme hakkı vermektedir.


Borçlu-kiracı ödeme emrini aldıktan sonra ya ödeme emrine karşı tebliğden itibaren 7 gün içinde icra dairesine itiraz etmesi mümkündür. Ancak borçlunun usulüne göre tebliğ olunan ödeme emrine itiraz etmemesi takibin kesinleşmesi sağlar ve karşı tarafa belli haklar doğmasını sağlar. Eğer borçlu taraf ödeme emrine karşı itiraz etmeyi seçerse neye ilişkin olarak itiraz edeceğini belirlemedir. Bu noktada konu 2’ye ayrılır. Borçlunun itirazı kira akdine ilişkin olabileceği gibi kira akdi dışında bir sebebe de dayanabilir. Somut olayda kiraya veren ile kiracı tarafında kira akdine ilişkin olarak herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. İncelemiş olduğumuz Yargıtay kararında, borçlunun süresi içinde ödeme emrine itiraz etmediğini görmekte olup bunun neticesinde kiraya verenin başlatmış olduğu icra takibinin kesinleştiğini görmekteyiz. Bu aşamadan sonra borçlu borca itirazı ancak itiraz sebeplerini ve isteğini noterlikçe re'sen tanzim veya imzası tasdik edilmiş veya alacaklı tarafından ikrar olunmuş bir belge yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dâhilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya vesika ile ispat etmeğe mecburdur.[3]


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri kanunumuz hukuk davalarında usul ve esasları belirlemektedir. Davalarda hak kaybının yaşanmaması ve herkese eşit sürede eşit koşullarda işlem uygulanabilmesi için belli süreleri tarafların her ikisine de sağlamış bulunmaktadır. Davacının dava dilekçesi vermesi ile birlikte davalının bu dilekçeye cevap verebilmesi için 2 haftalık süresi bulunmaktadır. Bu süre içinde davalı, davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu hususların aksini ispat edebilir ve delil sunabilir. Bu sürenin geçmesi ile birlikte ise bu aşamadan sonra davaya yeni bir delil ekleyerek davacının da zor durumda kalmasını sağlayamaz. Buna hukuk doktrinde savunmanın genişletilmesi yasağı denmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri kanunumuzun 141. Maddesinde “Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.” hükmü bulunmakta ve savunmanın genişletilmesi yasağından bahsedilmektedir. Somut olaya baktığımız zaman davacı tarafın kiralanan taşınmazın tahliyesine ilişkin olarak başlatmış olduğu icra takibinin borçlunun süresi içinde itiraz etmediğinden dolayı kesinleştiğini görmekteyiz. Daha sonrasında borçlu satış korkusu ile icra takibinde bedeli ödemiş ancak bu zamana kadar ki olan tüm kira borçlarını da ödediğini iddia ettiği ödeme dekontlarını mahkemeye sunmuştur. Gerçekten de baktığımız zaman davalının borcunun olmadığı kanıtlamak için borcu itfa edici belgeleri mahkemeye sunduğunu görmekteyiz.


Davalı taraf ise, davalının sunmuş olduğu senetler ile borcu ödediğini ispat etmesinin mümkün olmadığını, kanunda belirtilen belli birtakım senetler ile borcu ödediğini ispat edebileceğini iddia etmiştir. Mahkeme ise davalının bu davranışının savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında olduğunu belirtmiştir, davacı lehine karar vererek kiracının tahliyesine karar vererek sonradan mahkemeye sunulan ödeme dekontlarının İİK m.269/c sayılan belgelerden olmamasından dolayı eksik inceleme yapmıştır.


Davalı kiracı takibe konu kira bedellerinin ödendiğini 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 269/c maddesi gereğince noterlikçe resen tanzim veya imzası tasdik edilmiş veya alacaklı tarafından ikrar olunmuş bir belge yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dâhilinde ve usulüne göre bir makbuz veya vesika ile ispat etmeye mecburdur. Davalı cevap dilekçesi ile ödemeye ilişkin banka dekontlarına dayanmış ve duruşma sırasındaki beyanında, tüm kira bedellerinin eksiksiz olarak ödenmiş olmasına rağmen satış tehdidi altında icra dosyasına 70.811,65 TL ödeme yapıldığı, ancak 24.11.2014 tarihli aylık 1.100,00 TL bedelli kira sözleşmesi gereği kira bedellerinin eksiksiz olarak Halk Bankası hesabına yatırıldığını bildirmiştir. Ödeme belgesi borcu söndüren belge niteliğinde olduğundan, savunmanın genişletilmesi olarak değerlendirilemez. Yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir. Bu durumda Mahkemece dosyada mevcut ödeme belgeleri üzerinde durularak, yapılan ödemelerin takibe konu aylar kirasına ilişkin olup olmadığı değerlendirilmek suretiyle ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.


Fikrimce, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin vermiş olduğu bu karar oldukça yerinde ve doğrudur. Yukarıda da gerekçesi açıklanmış birlikte bilindiği üzere ödeme dekontları veya belgeleri borcu söndüren yani itfa eden belgelerde biridir. İcra ve İflas kanunumuzun asıl amacı kişilerin borçlarını ödemeleri sağlamak ve bunların sonucunda açılmış olan icra takiplerinde uyuşmazlıkları çözmektir. Buradaki asıl amacın temel ilişkide borç ilişkisinden kaynaklanan borcun ödenmesi olduğunu söylememiz doğru olacaktır. Baktığımız zaman davalıya sadece itiraz süresini kaçırmasından dolayı ödeme belgelerini sunamamalarını sağlamak modern hukuk kuralları ile bağdaşmayacağını söylememiz mümkün olacaktır. Bu sebeple ilk derece mahkemesinin ödeme dekontlarını savunmanın genişletilmesi yasağı çerçevesinde kabul etmesi hukukun ana felsefesine ters olduğu düşünmekteyim. Bu sebeple Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin vermiş olduğu karara katıldığımı bildirir, yüksek mahkemenin bozma kararını doğru bulduğumu söylemek isterim.

 

T.C.

YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

E. 2018/15243

K. 2019/513

T. 17.1.2019


• TAHLİYE DAVASI ( Mahkemece Dosyada Mevcut Ödeme Belgeleri Üzerinde Durularak Yapılan Ödemelerin Takibe Konu Aylar Kirasına İlişkin Olup Olmadığı Değerlendirilmek Suretiyle ve Gerektiğinde Bilirkişi İncelemesi de Yaptırılarak Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gerektiği )


• KİRA İLİŞKİSİ ( Davacının Başlattığı İcra Takibinde Kira Alacağının Tahsilini Talep Ettiği - Ödeme Emrinin Borçluya Tebliğ Olduğu Davalı Borçlunun İtiraz Etmemesi Üzerine Takibin Kesinleştiği/Davalı Kiracının Kira İlişkisinden Doğan Edimlerini Yerine Getirmekle Yükümlü Olduğu )


• BELGEYLE İSPAT ZORUNLULUĞU ( Kiracının Kira Bedellerinin Ödendiğini 2004 S. İİK'nun Md. 269/c Hükmü Gereği Noterlikçe Resen Tanzim veya İmzası Tasdik Edilmiş veya Alacaklının İkrar Ettiği Belge Yahut Resmi Dairelerin veya Yetkili Makamların Yetkileri Dahilinde ve Usulüne Göre Makbuz veya Vesika İle İspat Etmeye Mecbur Olduğu )


• ÖDEME B