KARAR İNCELEMESİ | İCRA TAKİBİNDE YETKİ

I. Kararın Künyesi ve Karara Konu Olayın Özeti

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2010/20552, 2010/20532 Karar Tarihi: 21.09.2010

Alacaklı vekili tarafından söz konusu takibin borçlu T……. Ltd. Şti ve H.R.T ….. Ltd. Şti şirketleri hakkında ilgili bankanın Manisa , keşide yerinin A….. olduğu çeklere dayalı olarak Konya 3. İcra Müdürlüğünde kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatılmış , ödeme emri usulüne uygun olarak borçlu şirketlere gönderilmiş , T……. Ltd. Şti . ne Manisa’nın Turgutlu ilçesinde , H.R.T …….. Ltd. Şti. şirketine ise Konya’nın Karatay ilçesinde tebliğ edilmiştir. Şikâyetçi borçlu Konya İcra müdürlüğünün yetkisine itiraz etmiş, mahkemece yetkili icra dairesinin Konya İcra Müdürlüğü olmadığı ve yetkili icra dairesinin Turgutlu İcra Müdürlüğü olduğuna karar verilerek itirazın kabulüne karar verilmiştir. Verilen bu karar neticesinde alacaklı vekili tarafından karara itiraz edilerek kararın doğru olmadığı gerekçesi ile dilekçe yolu ile karar temyiz edilmiştir.


II. Tartışılması Gereken Usûlî Sorun veya Sorunlar

Mevcut Yargıtay kararında tartışılması gereken usûlî sorunlar birden fazla borçlu bulunması halinde kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla yapılan icra takibin hangi icra dairesinde başlatılması gerektiği ve hangi dairenin yetkili olduğu sorunudur.


III. İlgili Hukukî Dayanaklar ve Dikkate Alınması Gereken İlgili Kanun Hükümleri

2004 sayılı İcra İflas Kanunu m. 50, 1086 sayılı EHUMK m. 9/2, 6100 sayılı HMK m. 7.


IV. Kararın Kısa Değerlendirmesi

Dava tarihine baktığımız zaman ülkemiz içerisinde mevcut bulunan o döneme ait mevzuat hükümlerinin 2004 sayılı İcra ve İflas kanunu ile şuan eski olarak kabul edeceğimiz 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu olduğunu görmekteyiz. Bilindiği üzere özel hukukun birçok alanında yapılan işlemler için usulün nasıl olacağı ve olması gerektiği farklı bir mevzuatta yer almış ve bu yasal mevzuatta bulunan hükümlere göre usuli durumun çözüme kavuşacağı kanunlar ile belirlenmiştir. Bu doğrultuda icra takibini nerede açılması gerektiğini İcra ve İflas Kanunu madde 50 neticesinde atıf yapılmasından dolayı yine o döneme ait 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundan öğrenmekteyiz.

Davada özet kısmında da belirtildiği üzere birden fazla borçlu bulunmakta olup, borçlulardan birisi Manisa da, bir diğeri ise Konya da ikamet etmektedir. Borçluların ikisi de ticaret kanunumuzun ilgili hükümlerine göre kurulmuş, ticari hayatlarını ikametgâh adreslerinde icra eden ticaret şirketleridir. Mevcut icra takibinde 2 adet borçlunun bulunması ile birlikte alacaklı vekili tarafından kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip borçlulardan birinin ikametgâh adresinde açılmış ve diğer borçlu bu durumun yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile takibe itiraz etmiştir.

Somut olayımızda, borçlunun yapmış olduğu itirazın yetkiye ilişkin olduğunu görmekte ve alacaklı vekilini yetkisi icra dairesinde takip yaptığından dolayı takibe itiraz ettiğini görmekteyiz. Daha sonra itirazın kaldırılmasına yönelik açılan dava da yetkili icra dairesinin Konya İcra Müdürlüğü olmadığı yetkili icra dairesinin Turgutlu İcra Dairesi olduğuna karar verilerek borçlunu itirazı kabul edilmiştir. Bu sebeple kararımızı incelerken öncelikle yasal mevzuatımız olan 2004 sayılı İcra İflas Kanunumuzun yetki ile ilgili olan kısmına bakmamız ve oradan incelemeye başlamamız gerekmektedir. 2004 sayılı İcra İflas kanunumuzun Yetkiye ilişki hükümleri “Yetki “ başlığı altında toplanmış olup 50 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. 50. Madde itibari ile yetkini neresi olacağı ve itirazın nasıl ve ne şekilde yapılacağı hükme bağlanmıştır. İcra ve İflas Kanunu madde 50’ göre “Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur[1]. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir. Hükmü mevcuttur. Bu hükümden de anlayacağımız üzere İcra İflas kanununda yetkiye ilişkin hükmün mevcut olmadığını, yetki ile ilgili olarak 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa atıf yapıldığını anlamaktayız. Bu sebeple bizim yetkiye ilişkin olarak bakmamız gereken yer İcra İflas Kanunu değil. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri kanunu olacaktır. (Eski Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu)

Bu durumda yukarıda da belirtildiği üzere, özel hukuk işlerindeki usulü belirleyen kanun olan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa bakmamız gerekmektedir. Dava tarihi esas aldığı takdirde ülke içerisindeki Hukuk Usulü Muhakemeleri kanunun 18.06.1927 tarihinde kabul edilen 1086 sayılı kanun olduğunu görmekteyiz. Hem kararda atıf yapılan hem de ilgili kanun olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 9. Maddesi Salahiyet Başlığı altında değerlendirilmiş olup ilgili kanun maddesinde “Davalı birden fazla ise, dava bunlardan birinin ikametgâhı mahkemesinde açılır. Şu kadar ki, kanunda dava sebebine göre davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belli edilmiş ise, davaya o mahkemede bakılır. Ancak davanın, sırf davalılardan birini kendi mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı belirtiler veya başka delillerle anlaşılırsa mahkeme onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir.[2]” Hükmü yer almaktadır. Bu kanun hükmünden de rahatlıkla anlaşılacağı üzere davalının birden fazla olması durumunda dava bunlardan birinin ikametgâhı mahkemesinde açılacağı açık şekilde belirtilmiştir. Yine kanun maddesinin devamın bu durumun ancak sırf davalılardan birini kendi mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı belirtiler veya başka delillerle anlaşılırsa mahkeme onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir hükmü ile alacaklının kötü niyetli davranması sonucunda yalnızca o davalı hakkında yetkisizlik kararı verileceğini hükme bağlamıştır. Kanun lâfzî olarak kötü niyet kelimesine yer vermemiş olsa da gerek diğer yorum tekniklerini gerekse kanunun koyuluş amacını düşündüğümüz zaman alacaklının ancak kötü niyetli davranması sonucunda bu kanun hükmünün işletilebileceğini düşünmek yanlış olmayacaktır. Kararın detaylı incelemesinden de anlaşılacağı üzere borçlu vekilleri tarafından ne ilk derece aşamasında nede temyiz aşamasında alacaklının kötü niyetli davranmadığını anlamamız mümkündür.

Bilindiği üzere 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri kanunumuz 2011 yılında mülga edilerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumuz kabul edilmiştir.[3] Kanunun eski olması sebebi ile bazı durumlarda hukuk boşluğu bulunmakta bu da ülkemiz içerisinde bulunan vatandaşlarımızın hak arama hürriyetlerini zedelemekteydi. Aynı zamanda kanunun 1927 yılında kabuk edilmesinden dolayı çok fazla Arapça ve Osmanlıca sözcük bulunması ülkemiz içerisinde yaşayan vatandaşlarımızın kanunu anlamalarında problem yaratıyordur. Bu sebeple kanun koyucu makam olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde hem kanundaki eksikliklerin tamamlanması hem de kanun dilinin biraz da günümüz Türkçesine yaklaştırılması amacı ile bir dizi çalışmaya başlanmıştır. Bunun sonucunda 12.1.2011 Tarihinde yeni 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumuz kabul edilmiştir. Bu kanun incelemesine baktığımız zamanda ise yukarıdaki konuya ilişkin olarak birden fazla davalının bulunması konusuna değinilmiş ve 7. Maddesinde daha sade bir dil ile bu konuya yer verilmiştir. İlgili kanunun 7. Maddesinde “Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır[4]. Hükmüne yer verilmiştir. Buradaki sonda yer alan “açılabilir” hükmü kanımda eski kanuna göre daha isabetli olmuştur. Çünkü eski kanunda bulunan açılır ifadesi çok açık olmamakla birlikte alacaklıya tanınmış seçimlik hakkı iyi yansıtmadığını düşünmekteyim. Şöyle ki; gerek Türk Dil Kurumu gerekse ilgili dil bilgisi kitaplarında –bilir ifadesinin seçimlik hakkı vurguladığını düşünmek daha doğru olacaktır. Buradaki kanun hükmünde de alacaklıya dilerse herhangi bir davalının yerleşim yerinde bu davayı açabileceğini anlamamız mümkündür. Yeter ki; yukarıda da açıkça belirtildiği üzere olağan durumdan alacaklının kötü niyetli olduğu anlaşılmasın. Yeni yapılan ve yürürlükte 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki 7. Maddenin 2. Fıkrasında da “Birden fazla davalının bulunduğu hâllerde, davanın, davalılardan birini sırf kendi yerleşim yeri mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı, deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ilgili davalının itirazı üzerine, onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir. Hükmüne yer verilerek eski kanun hükmünden değişiklik yapılmamıştır.

Bu sebeple açıkça belli olunan hüküm gereğince anlamamız gereken birden fazla borçlu bulunması halinde dürüstlük kurallarına uygun olarak kötü niyet içermediği sürece bir icra takibinin herhangi bir borçlunun yerleşim yeri adresinde açılabileceği yönündedir. Yargıtay’ında kararda gerekçe olarak göstermiş olduğu hususun bu olduğunu anlamaktayız. Tarafların özel olarak belirlemediği ve durumun halinden açıkça anlaşılmayan hallerde davalılardan veya borçlulardan birinin yerleşim yerinde bu icra takibini başlatılacağını yönündedir. Bu durumdan ötürü Yargıtay 12. Hukuk Dairesi vermiş olduğu kararda usul ve yasaya aykırı bir durumun ortada görememiştir. Bu nedenle yetki itirazının reddi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. Bu doğrultuda kanımca bende bu görüşe katılıyor ve Yargıtay’ın kararı bozmasını isabetli buluyorum.


Ercan Şirinoğlu

İzmir Temsilciliği

----------------------------------------------------------------------------------------------------------

12. Hukuk Dairesi 2010/20552 E. , 2010/20532 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: Konya 3. İcra Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 06.01.2010

NUMARASI: 2010/1-2010/3

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı vekili tarafından borçlular ..........Ltd. Şti ve H.R.T.....Ltd. Şti hakkında muhatap bankanın Manisa, keşide yerinin A... olduğu çeklere dayalı olarak Konya 3. İcra Müdürlüğünde kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatılmış, ödeme emri şikayetçi borçlu .....Ltd Şti.ne Turgutlu'da , H.R. T. ..Ltd. Şti'ne ise Karatay/ Konya adresinde tebliğ edilmiştir Şikayetçi borçlunun, Konya İcra Müdürlüğü' nün yetkisine itirazı üzerine, mahkemece 06.01.2010 tarihinde borçlunun adresinin bulunduğu Turgutlu İcra Müdürlüğü'nün yetkili olduğu gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmiştir.

İİK’nun 50. Maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken HUMK’ UN 9/2. maddesinin 1.cümlesine göre, borçlu birden fazla ise bunlardan birinin ikametgâhında takip yapılabilir ve bu durumda diğer borçlular yetki itirazında bulunamazlar. Ancak bu hüküm yalnız borçlulardan birinin ikametgâhındaki (onun için genel yetkili) icra dairesinde takip yapılması hali içindir. Borçlulardan biri için özel yetkili bir icra dairesinde takip yapılması halinde HUMK ’un 9/2.maddesinin 1.cümlesi hükmü uygulanmaz. Somut olayda, diğer borçlu H.R. T..Ltd. Şti.nin adresi Karatay/ Konya olup, adı geçen borçluya ödeme emri bu adreste 28.08.2009 tarihinde tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla HUMK'nun 9/2. maddesi gereği bu

Borçlunun adresi itibariyle Konya İcra Müdürlüklerinde takip yapılmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu nedenle yetki itirazının reddi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 21.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------


[1] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu madde 50 hükmü [2] 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu / https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/5.3.1086.pdf [3] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/02/20110204-2.htm

[4] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 7