Karanlıktan Korktuğumuz İçin Mi Devleti Yarattık?

Yazar: Av. İbrahim OĞUZ


İnsanlık neden devleti kurmaya ihtiyaç duydu? Bu soru tarih boyunca pek çok düşünür tarafından sorulmuş ve pek çok cevap verilmiştir. Peki, insanlık karanlıktan korktuğu için devleti kurmuş olabilir mi?


Evrimsel tarihimizde korku duygusu bizi hayatta tutan temel içgüdülerdendir. Öyle ki korku beynimizin en alt katmanlarından biri olan amigdala tarafından yönetilmektedir. Bilindiği gibi tarih boyunca atalarımızın korkuları nesiller boyu bizlere miras kalarak günümüzdeki korkuların bazılarını oluşturmaktadır. Buna en popüler örneklerden birisi örümcek korkusudur. İnsanlık tarihi boyunca örümcekler, zehirli yapıları nedeniyle atalarımızın en büyük düşmanlarından olmuştur. Öyle ki bu korku günümüzde bile insanlar arasında mevcuttur. Bu konuda evrimsel olarak karşımıza çıkan bir diğer popüler korku da karanlık korkusudur. Karanlık biz insanlar için savunmasız olmak demektir. Çünkü evrimsel tarihimizde bizim için tehdit unsuru olan avcılar, karanlıkta avlanan ve geceleri sıklıkla ortaya çıkan canlılardır. Buna rağmen insanın algıları karanlıkta avcılar kadar iyi çalışmamaktadır. Karanlıkta insanı hayatta tutan en temel içgüdü korku olmuştur. Karanlıktan korkmamızın sebebi karanlığın içinde ne olduğunu bilmeyişimizdir. Bu öngörülemezlik durumu insanı korku ile baş başa bırakmakta ve amigdalamız bizi uyarmaktadır. Yaşamak için gelişen bu refleksin temelinde karanlıkta ne olduğunu bilmeyişimiz, bilemeyişimiz gelmektedir.


Peki, bunun devletin kurulması ile ne alakası var? Devletin temeli ile ilgili görüş bildiren düşünürlerin kullandığı ortak kavram düzendir. Düzen, her düşünürün kendince toplum için uygun gördüğü sürdürülebilir ve öngörülebilir sistemi ifade eder. Düzen bir idealdir, kuralları bellidir ve insanlar bu düzen içerisinde nasıl davranacaklarını ve ne ile karşılaşacaklarını bilirler. Genel kamu hukuku bazında düşünürlerin görüşlerinden çıkardığım sonuç, devletin bu düzenin kurulması ve devamı için var olduğudur. Düzenin içeriği farklılaşsa da bir düzen ideali her zaman olmuştur. Düzen ile korku arasındaki bağlantı öngörülebilirliktir. İnsanlar karanlığın içinde ne olduğunu bilemedikleri için korku içinde kaldıkları gibi yarın ne olacağını, toplumsal dinamiklerin nasıl işleyeceğini ve haksızlıklara karşı nasıl başa çıkacaklarını bilemedikleri için korkmuşlardır. Çünkü yarının karanlığında ki bilinmezlik hayatta kalma içgüdülerimizi tetiklemektedir. Bu sebeple öngörülebilir bir düzen kurmak istemişlerdir ve bu düzenin tesisi ve devamı için devleti kurmuşlardır. Bu hipotezim ilk bakışta Thomas Hobbes’un sosyal sözleşme öncesi dönemini andırmaktadır. Ancak aslında her düşünürün düzen anlayışının temelinde bir korku yatmaktadır. John Lokce’un düzeninde devlet olmazsa cezalandırmanın nasıl yapılacağı bilinemez, öngörülemez olmaktadır. Niccolo Machiavelli’nin düzeninde devlet olmazsa birlik kurulamayacaktır ve toplum bölünecektir. İbn-i Haldun’un düzeninde devlet olmazsa insanlar kaynakları tek başına üretemeyecek ve güvende olamayacaklardır. Aquinolu Thomas’ın düzeninde devlet olmazsa adalet tesis edilemeyecektir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Aslında her düşünürün toplumsal düzen anlayışının temelinde bir korku yatmaktadır. Her düşünürün yaşadığı dönemde var olan sorunlar, onların korkularını şekillendirmiştir. Onlar da bu korkularını ortadan kaldıracak düzeni hayal etmiş ve devleti bu amaç üzerine oturtmuştur.


Bu hipotezimin doğuşu, Yahya Kazım Zabunoğlu hocanın kitabında aktarılan Leslie Lipson’un görüşüyle olmuştur. “Bir sosyal yapının devletleşmesi için ifa etmesi gerekli asgari ve vazgeçilmez görev nedir?”[1] Bu sorunun cevabını vermek devletin kuruluş amacını bulmamızı sağlar. Devletin düzeni tesis etmek için kurulduğunu söyleyebilirim. Öngörülebilirlik düzenin temelidir. Öngörülebilirlik, bilinemeyen bir yarına duyulan korkuyu ortadan kaldırmaktadır. Bu düzen her düşünüre göre değişmekle birlikte temelinde bir öngörülemez bir fenomenin[2] korkusu yatar. Aslında Lipson’un sorusundan yola çıkarak bu görevi bulmak, bize düzenin yaratıcısının temel korkusunu göstermektir.


Devletin kuruluşunun temelinde yatan korkunun gerçekleşmesi her seferinde yaşamı öngörülemez kılmaktadır. Bu öngörülemez yarınının bilinememesinden dolayı korku duyan insan, öngörülebilir düzenin kurulması için devlet kurumunu yaratmıştır. Elbette bir evrim sonucu bu güne gelen devlet kurumu, halen DNA’sında öngörülemez olanın korkusunu barındırmaktadır. Sizin korkunuz ne olursa olsun, ideal bir devletten murat her zaman yarınınızın öngörülebilir olmasıdır. Çünkü biz insanlar nasıl gecenin karanlığından korkuyorsak, öngörülemez bir toplumsal hayat yaşamaktan da korkmaktayız.


Benzer yazılarımızdan anında haberdar olmak için İkonion Blog'a abone olmayı unutmayın!


Kaynakça:

1)Zabunoğlu, Yahya Kazım, Kamu Hukukuna Giriş “Devlet” , Sevinç Matbaası, Ankara, 1973, http://kitaplar.ankara.edu.tr/dosyalar/pdf/803.pdf

2)Akad Mehmet, Dinçkol Vural Bihterin, Bulut Nihat, Genel Kamu Hukuku, DER yayınları, İstanbul, 2015

3)https://evrimagaci.org/orumcek-korkusu-evrimsel-surecte-genlerimize-kazinmis-bir-korku-3498

4)https://evrimagaci.org/duygularimiz-neden-evrimlesti-neden-duygularimiz-vardir-47

5) http://sozluk.gov.tr/

TABLO: Santiago Caruso “A New You Could Be Born Today”


105 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör