BEKLENMEDİK HAL DURUMUNDA AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ VE SÖZLEŞMENİN UYARLANMASI

Stj. Av. Girayhan Ocak[1]



Giriş


Her gün taraflar arasında çok sayıda sözleşme akdedilmekte ve bu sözleşmelerde taraflara ifa edilmek amacıyla birtakım edimler yüklenmektedir. Sözleşme kurulduktan sonra meydana gelen değişimler ahde vefa ilkesi gereğince tarafların sözleşme ile üstlendikleri ifaları etkilememelidir. Ancak savaş, salgın hastalık, doğal afet, ağır enflasyon ve ekonomik sebepler gibi borçlunun öngöremediği, karşı koyamadığı bazı durumlar söz konusu olabilir. Böyle bir noktada bahsi geçen ahde vefa ilkesinin istisnası olarak aşırı ifa güçlüğü ile karşılaşma durumu ortaya çıkacaktır.


Aşırı ifa güçlüğü nedeniyle taraflar sözleşme konusu edimlerini ifa edemeyebilirler. Dünya Sağlık Örgütü’nün Covid-19’u salgın (pandemi) olarak kabul etmesinin ardından kamu otoriteleri tarafından ciddi ölçüde tedbirler alınmaya başlanmıştır. Salgının ortaya çıkardığı etkiler ve otoritelerin aldığı veya alacağı tedbirler tarafların sözleşmelerinde aşırı ifa güçlüğü ile karşı karşıya kalması sonucunu da beraberinde getirmektedir. Türk Hukuk Sistemi aşağıda da açıklanacağı üzere sözleşme şartlarının aşırı ifa güçlüğü nedeni ile sonradan değişmesi ve edimler arasındaki dengenin bozulması durumunda uyarlamayı kabul etmektedir[2].


Bu yazıda beklenmedik hal sonucu ortaya çıkan aşırı ifa güçlüğü kavramı üzerinde durulacağı gibi bazı sözleşme türlerine etkilerinden ve aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmenin uyarlanması halinden de bahsedilecektir.


1. Beklenmedik Hal ve Aşırı İfa Güçlüğü


Beklenmedik hal mücbir sebebe kıyasla daha az yoğunluk arz eden tesadüfi olaylar sonucunda ortaya çıkan borçlunun borcunu kaçınılmaz bir şekilde ihlal etmesine neden olan bir olaydır[3]. Beklenmedik hal ile karşı karşıya kalması sonucu borçlunun taahhüdünü yerine getirememesi aşırı ifa güçlüğü olarak nitelendirilebilir. Aşırı ifa güçlüğü ise Türk Borçlar Kanununun 138. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir.”


Yargıtay da aşırı ifa güçlüğü ve sözleşmenin uyarlanmasından şu şekilde bahsetmiştir, “…öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. Ancak az yukarıda ifade edildiği üzere "sözleşmeye bağlılık" ilkesi esas olup sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai nitelikte bir kurum olmakla yasa koyucu tarafından da bu kurumun uygulanması ancak anılan madde de belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bunlar: sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum ortaya çıkması, bu durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması, yine bu durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi ve borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması halidir. Bu dört koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde ise borçlunun, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkı bulunmaktadır.”[4].


“Aşırı ifa güçlüğü” başlığını taşıyan TBK 138. maddesi, Türk hukukunda uyarlamayı düzenleyen başlıca genel hükümdür. Ancak bu genel hüküm dışında kanunumuzda aşırı ifa güçlüğünün özel olarak düzenlendiği maddeler de mevcuttur. Eser sözleşmesine ilişkin “Götürü bedel” başlıklı TBK m. 480/2 de hüküm de buna bir örnek olarak verilebilir.


2. Beklenmedik Hal Sonucu Aşırı İfa Güçlüğünün Sözleşmelere Etkisi


Beklenmedik hal durumlarında taraflar edimi ifa etmede geçici imkânsızlık haline veya aşırı ifa güçlüğüne düşebilirler. Bu kapsamda yaşanan olayların etkisi ile sözleşmelerin konusu edimler ifa edilemeyebilir, borçlu temerrüde düşebilir. Bununla beraber kira, hizmet sözleşmeleri gibi sürekli borç ilişkilerinde borçlu edimini ifa etmeyi sürdürmekle beraber borçlu aleyhine adil olmayan durumlar ortaya çıkabilir. Yine sözleşmeler bakımında borçlunun aşırı ifa güçlüğünün doğması sonucu temerrüde düşmesi cezai şarta yol açabilir. İşte tüm bu durumlarda aşırı ifa güçlüğüne uğrayan taraf mahkemeye başvurarak söz konusu sözleşmenin uyarlanmasını isteyebilir.


Bununla birlikte Türk Borçlar Kanununa göre borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olan borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir.


Kanun aşırı ifa güçlüğünde borçluya sözleşmenin uyarlanmasının mümkün olmadığı durumda sözleşmeden dönme; sürekli borç ilişkilerinde ise sözleşmenin feshi hakkı tanımıştır. Bu durum mahkemeye başvurmadan gerçekleştirilebilir. Fakat bir uyuşmazlık ortaya çıkması durumunda hakim somut olayda uyarlamanın mümkün olduğunu tespit etmesi halinde sözleşmeden dönme geçersiz sayılacaktır[5].


3. Salgın Hastalık Bakımından Aşırı İfa Güçlüğü ve Sözleşmelere Etkisi


İlk kez Aralık 2019’da Çin’in Vuhan kentinde görülen ve Covid-19 adlı hastalığa yol açan koronavirüs, üç ay gibi kısa bir sürede 127 ülkeye yayılmıştır. Yaşanan bu gelişmeler ışığında Dünya Sağlık Örgütü, 11 Mart 2020 tarihinde koronavirüs salgının küresel pandemi olduğunu ilan etmiştir. Türkiye’nin 11 Mart 2020 tarihinde ilk koronavirüs vakası tespitini açıklamasının ardından Sağlık Bakanlığı tarafından gün gün vaka sayısı güncellenmektedir. Türkiye hâlihazırda birçok sınır kapısını geçici olarak kapatmış ve başta Çin, İtalya, İspanya, İran ve Güney Kore gibi koronavirüs vakalarının yoğun görüldüğü ülkelere uçuşları geçici olarak durdurmuştur. Bunun yanı sıra her geçen gün ülke içinde ve dışında ticari, ekonomik ve sosyal olarak yeni tedbirler alınmaktadır. Elbette ki alınan tedbirlerin ekonomik yansımaları olacaktır. Böyle bir salgın hastalık sonucu sözleşme konusu edimlerin ifasında geçici bir imkânsızlık, aşırı ifa güçlüğü olması durumu muhtemel olacaktır.


Devam eden sözleşmelerde alınan bu tedbirler ve salgın hastalığın etkisi edimlerin ifasında dengesizliğe yol açacağından bu değişikliğin sözleşme yapılırken öngörülemeyen olağanüstü sebeplerden ileri geldiği ve borçludan kaynaklanmadığı göz önüne alındığında, aşırı ifa güçlüğüne uğrayan taraf mahkemeye başvurarak sözleşmenin uyarlanmasının hâkimden talep edebilir. Fakat her değerlendirme somut olaya göre yapılmalı, aşırı ifa güçlüğü ortaya çıkan durumlar belirlenerek sözleşmenin uyarlanması talep edilmelidir. Bu sebeple alt başlıklarda konunun bazı sözleşme türlerinde incelenmesi uygun görülmüştür.


4. Kira Sözleşmeleri Açısından Aşırı İfa Güçlüğü ve Kira Sözleşmesinin Uyarlanması


Kuşkusuz beklenmedik halin etkisinin yoğun olarak hissedileceği sözleşme türlerinden birisi de kira sözleşmeleridir. Gündemde olması ve somut olarak karşımıza çıkabilecek uyuşmazlıklar düşünüldüğünde konunun salgın hastalıklar açısından değerlendirilmesi uygun olacaktır. Salgın hastalıklar ve çeşitli olağanüstü durumlarda otoriteler belli kararlar almakta bunların yanında ekonomik etkiler de beraberinde gelmektedir. Bu etkiler sonucu kiralayanlar aşırı ifa güçlüğü ile karşılaşabilir borçlarını ifa edemeyebilirler.


Geçtiğimiz günlerde hastalığın yayılmasını engellemek adına İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan “Koronavirüs Tedbirleri Genelgesi” kapsamında 15-18 Mart tarihleri arasında ülke genelinde 149.382 iş yeri geçici süreliğine faaliyetlerine ara vermiştir[6]. Bununla birlikte salgın endişesi ile insanların evlerinde kalması ve sosyal yaşamın azaltılması ekonomik daralmayı da beraberinde getirmektedir. Bu durum kiracıların edimlerini ifa etmede zorluk yaşamasına neden olmaktadır/olacaktır. Özellikle işyeri kiraları bakımından etkiler gözükse de konut kiraları ve diğer kiralar açısından da karşımıza uyuşmazlıklar çıkabilir.


Yukarıda bahsedildiği üzere TBK’nın 138. maddesi hükmüne göre şartların öngörülemeyecek şekilde borçlu aleyhine ölçüsüz bir şekilde değişmesi durumunda aşırı ifa güçlüğü söz konusu olacaktır. Bu kapsamda daha önceden ortaya konulmuş yargı kararları ve değişen koşullar göz önüne alındığında aşırı ifa güçlüğü sebebi ile kira sözleşmelerinde kiracılar sözleşmenin uyarlanmasını talep edebileceklerdir.


Kiracının, kira sözleşmesi akdederken Covid-19 sebebi ile salgın riskini bilebilecek durumda olması beklenmemelidir. Söz konusu salgın sonucunda işletme faaliyetine devam edemeyen kiracının kira ödemesi hakkaniyete aykırılık teşkil edebilir. Bu durumda kiracı TBK m.138 uyarınca, kira bedelini ifa etmeden veya tahliye riskine karşın ödemeye devam ettiği kira bedellerini ihtirazı kayıtla ifa ederek mahkemeden kira sözleşmesinin uyarlanmasını talep edebilir.


Yargıtay kararlarında, aşırı ifa güçlüğü sonucu kira sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin olarak; uzun süreli kira sözleşmelerinde edimler arasındaki dengenin aşırı bozulması ve sözleşmenin taraflar açısından çekilmez hale gelmesi durumunda kira parasının günün ekonomik koşullarına uyarlanması için her zaman “uyarlama” davası açılabileceği, uyarlama davasında kiralananın niteliği, kullanma alanı, konumu, bölgedeki kira parasını da etkileyecek normalin üstündeki imar ve ticaret değişiklikleri, emsal kira paraları, vergi ve amortisman giderlerindeki artışlar, döviz kurlarındaki ani ve aşırı iniş ve çıkışlar ile ülkeyi sarsan ciddi ekonomik kriz veya doğal afetlere bağlı ödeme esaslarının yeniden düzenlenmesini gerektirecek olayların varlığı araştırılıp değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir[7].


Benzer şekilde tıpkı salgın hastalık gibi olağanüstü başka bir hal olan deprem sonucu sözleşmenin uyarlanmasında Van Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararını inceleyen Yargıtay, deprem nedeniyle kira bedelinin düşürülmesini gerektirir bir durum olup olmadığı incelenerek talep konusu dönemde bölge nüfusunun azalıp azalmadığı, işlem temelinin çöküp çökmediği, ticaretin durma noktasına gelip gelmediği tespit edilerek sonucuna göre asıl dava (uyarlama) hakkında bir karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir